27 Nis 20235 Dakika

İrem Yeşil ile Söyleşi

Post thumbnail

Hendeseli Sanatçılarla yaptığımız Hendeseli Sanat Söyleşilerinin yeni bölümünde konuğumuz İrem Yeşil..

  1. İrem Yeşil isminden bahseder misiniz?

Ege’de bir ilçede doğdum. Ailem çiftçilikle geçim sağladığı ve aile büyükleri hala köylerde yaşadığı için çocukluğumda bolca tarla, bahçe, dağ gibi doğal alanlarda vakit geçirdim; çamur oynadım, ağaca tırmandım. Birçok ağacı, bitkiyi yaprağından, gövdesinden tanıyabilirim ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Her birey yaşam boyu deneyimlediği uğraşlardan kendine bir ifade yöntemi seçer. Bu uğraşı ya da alanı kimi insan küçük yaşlarda bulur, kimisi yetişkinlik döneminde. Ben ifade biçimi olarak sanatı, temelde de resim yapmayı seçmiş oldum. Üzerine çok düşünülmüş, kurstan kursa yarıştırılmış bir öğrenci değildim. Her çocuk resim yapmayı sever fakat büyürken ilgi alanları değişir ve resimden uzaklaşarak asıl ifade alanını bir şekilde keşfeder ve seçer. Ben resmi terk etmeyen çocuklardan oldum diyebilirim.

  1. Hangi alanda eserler üretiyorsunuz? Ürettiğiniz alanla ilk bağı nasıl kurdunuz?

Hayatımın her döneminde resim yaptım fakat geri dönüp baktığımda “yolumu buldum” dediğim yıllar 2016-2017 yıllarından daha geriye gitmiyor. Lisede ve üniversitede resim eğitimi aldım. Bu dönemlerde çeşitli konulara kafa yordum, teknikler denedim, boyalarla oynadım. Birey, özgürlük, kadın olma hali, doğa gibi başlıklar belki de hayatımın ilerleyişi ve deneyimlerim paralelinde, içsel olarak ifademde yerini bulmaya çalışan konulardı. Tabii bir konuda eser üretmemek o konuda artık düşünmemek değil. Fakat bahsettiğim yıllar yaşamımda çok yerleşik olmadığım, hayata tutunmaya çalıştığım, ne yapacağımı bilemediğim, şehir değiştirdiğim dönemlerdi. Küçük boyutlu kağıt üzerine işler üretmeye başladım. Çünkü taşıyabilmeli, koruyabilmeli, dönüp bakabilmeliydim. Ağırlıklı olarak sulu boya kullanıyordum, sonraları bu ağırlık yerini guaj boyaya bıraktı diyebiliriz. Tabii şuanda kolayca söyleyebildiğim bir çok şeyi o zamanlar fark etmedim. Tespitlerimin çoğu geriye dönüp baktığımda kavradığım şeyler.

  1. Resimlerinizin konusunu neler oluşturuyor? Üretmekten en çok keyif aldığınız başlık hangisi/hangileri?

Her zaman “doğa” bende mucizevi bir intiba yarattı. Nasıl bu kadar büyüleyici, iyileştirici ve mükemmel bir işleyişe sahip olabiliyor, hem de sürekli kendinden vererek! Doğada aynı zamanda bir dişillik görüyorum. Küçükken ve hala gördüğüm; doğanın içinde ve doğaya yakın insanların yaşadığı alana yeterince kıymet vermediği. Güç erklerini, rant siyasetini konuşmuyorum dahi fakat seni besleyen, sana yuvan olan, nefes veren, içinde yaşadığın “yaşam”ın nasıl kıymetini bilmezsin ve ona saygı göstermezsin aklım almıyor! Herhalde bu duygularla böyle işler üretiyorum.

Bir nevi haykırıyorum: “Baksanıza ne kadar mucizevi, ne kadar kadim! Bu ne bereket, bu nasıl bir doğurganlık ve bitmez tükenmez bir değer, nasıl bir anıtsallık! Sizler de benim gördüklerimi görüyor, hissettiklerimi hissediyor musunuz?”

  1. Üretim aşamasına geçmeden önce nasıl bir hazırlık süreci geçiriyorsunuz? Süreçte size eşlik eden kaynaklar neler?

Üretirken zihinsel olarak her zaman anda olmayabiliyorsunuz. Zihin yeni fikirler ve düşünceler geliştirmeye devam ediyor; belleğinizden görüntüler çağırıyor, yeni çağrışımlar yapıyor, şemalar oluşturuyor. Bu alanda üreten herkes gibi benim de notlar aldığım eskiz defterlerim var. Bu notlar tabii ki görsel notlar oluyor. Bu notların içinden beni çok heyecanlandıranların üzerine gittiğim oluyor, daha önce ürettiğim işleri merak peşinde başkalaştırdığım üretimlerim oluyor. Dünyada olup bitenler, tüm yeni üretimler, sanat eserleri, sergiler, zihnimde ve duygularımda biriktirdiğim her şey bir kaynak olabiliyor.

  1. Antroposen çağında üreten bir sanatçı olmak nasıl bir durum? Bu çağın atmosferinin işlerinize etkisi nedir?

Sanatçı olmaktan evvel birey olarak çok fazla sorumluluğumuz var, her birimizin. Birer tüketiciyiz. “Nasıl bir tüketiciyim?” üzerine düşündüğüm bir soru. Bana göre bu düşünceler daima taze olmalı ve eylemlerimizi etkilemeli. Üretimlerime gelince malzeme olarak özel bir yönelimim yok. Üretimlerim kavramsal sanat olarak da değerlendirilemez sanırım. Fakat ele aldığım şey, çağın tabiri caizse sorununun bir yerde ta kendisi.

  1. “Sürdürülebilir sanat” size ne ifade ediyor? Sanat alanındaki sürdürülebilirlik politikalarıyla ilgili düşünceleriniz nedir? Geliştirmek adına neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Benim için birçok halkası olan bir zincir gibi. Genelde bu elemanlar, sanatçılar, galeriler, koleksiyonerler vb. olarak ele alınır. Bana göre ise sanatsal malzeme imalatçısı, tedarikçisi, müzeler, galeriler, kültür geliştirici tüm kurumlar, sanatı anlamayı, üretmeyi, sanatın kültürün bir parçası olduğunu öğreten okullar, sanat derslerini sınavda soru gelen diğer derslerden aşağı görmeyen ebeveynler, koleksiyonerler ve sanatçılar; tüm toplum bu zincirin parçalarıyız. Sanata bakış iyileştikçe sanat sürdürülebilir. Toplumun kültür öğesi olarak sanatı kabul etmesi gerekiyor. Sadece koleksiyoner evlerinde değil, normal insanların evlerinde de bu bilinçle sanat eserleri olabilmeli, insanlar hava attıkları maddi hediyeler yerine sanat hediye edebilmeli. Bunun artması için de modaya ya da popülariteye değil; biricikliğe değer verilmesi gerekiyor. Sanırım bu da temelde eğitimle aşılabilecek bir anlayış. Sanırım öğretmen kimliğim bu soruyu cevaplarken beni oldukça etkiledi.

  1. Sanat sanat için midir? Yoksa sanat toplum için midir?

Neredeyse sanat var olduğundan beri süregelen bu tartışmaya kendimce cevap vereyim. Sanatı bir ifade biçimi olarak görüyorum. Dolayısıyla üreten kişi kendi duygu, düşünce, dertlerini kendi süzgecinden geçirerek bir eser yaratır. Yani sanatın üretim aşamasında oldukça bireysel bir yaratım olduğunu düşünüyorum. Buradan yola çıkarsak sanat sanat içindir tezine varıyorum. Ama başka bir boyutu daha var; bu eser izleyiciyle etkileşime girdiği anda toplumsallaşır. İzleyici üreten ile aynı şeyleri duyup hissetse de, farklı çıkarımlar yapıp kendi penceresinden başka duygulara yorsa da, bir kere eser ile etkileşim kurmuştur. Eser toplumun elemanı olan bireye dokunmuştur. Bu toplumsallaşmaktan başka ne olabilir?

Share:

Etik Üretim, Sorumlu Tüketim

menü

takipte kal

Hendeseli Blog © 2023 | Tüm hakları saklıdır.